11 March 2007
Atheist - Unquestionable Presence (1991)
atheist1
Bu grubu ilk defa 1995 yılında elime rastlantı eseri grubun bir plağı geçtiğinde dinledim. Hatta ilk dinlediğim albümleri de Unquestionable Presence idi. İlk intibam, berbat bir grup bunu kim dinler yahu olmuştu. Aradan 8 sene geçti ve ben bu gruba bir şans daha verdiğimde "vay canına, bunu yapan insan olamaz, süper" tepkisini verdim. Grup, 1991 yılında zamanının çok ilerisinde üst seviyede Progressive müzik yapıyordu fakat, sıradan dinleyicinin(bu 1995 yılında ben oluyorum) anlayamayacağı kadar yenilikçi ve kompleks bir müzikti bu. Grubun yaptığı müzik türü Jazz Fusion, Prog, Death metal olarak sınıflandırılabilir. Bu müzik türlerinden hiç birisi ile tam anlamı ile örtüşmüyor aslında.

Unquestionable Presence, bass gitaristler için edüt olacak bir albüm. Zaten grubu zamanı için farklı yapan şeylerden en önemlisi de bass gitar. Jazz ve özellikle de Fusion müzik türünü yemiş bitirmiş olduğu beli olan bastaki Tony Choy, grubun Jazz tarafını sembolize ediyor. Gitaristin Progressive Metal tarzının üzerine, vokalistin death vokaline yakın tarzı, bu alakasız gibi duran öğeleri birleştirerek grubu eşsiz benzersiz kılıyor. Şu an için bile pek çok progressive metal dinleyicisine kompleks gelecek bir müziği bu adamların 1991 yılında ortaya koymuş olması gerçekten de şaşırtıcı.

Unquestionable kesinlikle bu müzik türünün klasiklerinden. Atheist'in diğer albümleri de öyle. Elements ve Piece of Time da edinilmesi ve arşivde yer alması gereken kaliteli albümler.


Podcast
Andromeda - Chimara (2006)
andromeda1
İsveç'in Andromeda adlı grubu ilk albümleri Extension of the Wish albümlerinin çıktığı günden beri Progressive Metal'in elit gruplarından birisi sayılmayı başarmıştır. Grubun tüm albümlerinde ve Chimera'da yüksek bir üretim kalitesi, kaliteli sözler ve üst sınıf bir müzisyenlik bulunuyor. Özellikle gitarist Johan Reinholdz, ki kendisi gerçek bir gitar virtüözüdür, grubun en güçlü tarafı. Vokallerde sıradan fakat temiz sesi ile David Fremberg yer alıyor. Chimara grubun 2006 yılı albümleri.

Andromeda, dinlenmesi zevkli bir grup olsa da her dinlediğimde bende bu grupta bir şeyler eksik dedirten bir his uyandırıyor. Bir süre sonra bu eksikliği fark ettim. Yahu bu grupta bass gitar neredeyse çoğu şarkıda yok ile eşdeğer. Bass gitarist Fabian Gustavsson neredeyse hiç bir katkıda bulunmadığı müziği de sıkıcı yapabilmek için elinden geleni ardına koymuyor. Sadece bir kaç şarkıda adamın sesini duyuyoruz, genellikle sadece kök sesleri vermekten bir adım öteye gitmiyor. Müzisyenliğin ve kompleksitenin ön plana çıktığı bir müzik türü ve grupta hiç de kabul edilebilir bir durum değil tabii bu.

Albüm grubun en iyi albümü değil ki En iyi albümü bence 2001 yılında çıkan ilk albümleri Extension of the Wish'tir, yine de dinlenebilir ve zevk alınabilir bir albüm. Gitar soloları, ritm partisyonları müziği zevkli ve sürükleyici yapıyor. Vokaller kimi zaman sıkıcı olabiliyor ve sıradan gelebiliyor. Bass gitarist zaten var yok arası ama gitarlar ve davulun uyumu bu grubu halen daha gelecek vaad eden Progressive Metal grupları listesinin yukarılarında tutmaya yetiyor. Umarım bu bass gitaristi değiştirirler de bu gruptan çok daha iyi albümler dinleyebiliriz.

Bu arada albümün 8. şarkısının adı İskenderun. Bu da değişik bir enstantane olarak aklımızda kalabilir.

Podcast
Pain of Salvation - Scarsick (2007)
painofsalvation1
Hayal kırıklığı ve muz kabuğu. Her albümünde kalite çıtasını daha da yükselten Pain of Salvation'ın yaptığı müzik türünü ciddi oranda değiştirdiği bu albüm dinlediğimde neye uğradığımı şaşırdım. Bu albümü o kadar uzun zamandır bekliyordum ki, albümün çıkmasına yakın egzersiz olarak eski albümlerini dinlemeye koyuldum. Albümü taktım ve dinlemeye başladım. Daniel'in sesini duyana kadar herşey güzeldi. Aman tanrım o da ne, Daniel rap yapıyor!!! Böylesine sağlam rock gruplarının ticari beklentilerinden dolayı böylesine ciddi tarz değiştirmelerine çoğunlukla antipati beslemişimdir. Paradise Lost, Samael gibi bir kaç grup haricinde bu değişimi başarılı yapabilen grup da azdır fikrimce. Pain of Salvation'ın bu yeni halini dinlerken halen daha üzülüyorum.

Albümde halen daha eskisi gibi "hmm bu güzelmiş" dedirten melodiler olmasına rağmen yine de bu albüm tam bir hayal kırıklığı. Daniel sustuğunda yani grup eskisi gibi bir rock grubu gibi olmaya başladığında kulağa iyi gelse de, vokal girdiğinde tüm büyü bozuluyor. Bu grup artık Progressive Metal yapmıyor. Hatta bu albüme Heavy Metal bile demekte zorlanıyorum.

Pain of Salvation'ın Perfect Element Part 1, Remedy Lane veya Be albümlerini dinlemeden bu albümü dinlemeyin. Hatta mümkünse bu albümü hiç dinlemeyin, Pain of Salvation eğer eski tarzına tekrar dönmezse hatıralarımızda iyi gruptu rahmetli diye hatırlar öğünürüz en azından.

Podcast
Quidam - Quidam (1996)
quidam1
1990'ların progresive musiği etkisinde yeni ve keşfedilmemiş bir grup arıyorsanız Polonya'lı Quidam'ı da listenize ekleyiniz. Marillion ve Camel etkisi hissedilen Quidam, armoni ve aranjmanları klavye, flüt, obua ve telli enstrumanlar ile gayet başarılı bir şekilde birleştirmeyi beceriyor.

Neo progressive müziğin klasik gitar çalma tekniklerinin rahatlıkla hissedilebildiği Quidam, klavye ve üflemeli çalgılarla gerçekten büyük uyum gösteren bayan vokali ile orkestral bir havaya bürünüyor. Quidam, IQ, Camel, Abraxas gibi grupların arasından başarılı bir Neo-progressive grubu olarak sivrilmeyi rahatlıkla başarıyor.

Quidam'ın self-title albümü aynı zamanda grubun debut'ı. Aynı zamanda kişisel fikrimce en iyi albümleri. Takip eden 7 albümünde aynı başarıyı yakalayamayan grubun bu albümünün her neo-progressive hayranı için çok güzel bir yeni grup olacağı fikrindeyim. Albümün açılış şarkısı Sanktuarium bence albümün en başarılı parçası. Oldukça karanlık bir atmosfere sahip ve melankoli içeren bir albüm. Bayan vokalin ne dediğini anlamasak da Happy çok içli bir şeyler söylediği belli oluyor. Albümdeki diğer parçalar da açılış şarkısındaki başarıyı geriye götürmüyor.

Podcast




Knight Area - The Sun Also Rises (2004)
knightarea1
Albümün kapağını eline aldığınızda, "vay canına çok iyi bir albüme benziyor" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Gerçekten de üzerine çalışılmış bir havası var. Aslında bu albümün üzerinde tam 20 yıl çalışıldığını öğrendiğimde de ayrıca şaşırdım. Albümdeki bestelerin hazırlanması ve elimizde tuttuğumuz kapaklı CD halini alması tam 20 yıl almış ve bu anlamda bir dünya rekoru kırmış olabilir. Eh haliyle 20 sene uğraşınca da ortaya ortalamanın oldukça üzerinde bir kalite çıkmış.

Albümdeki hemen hemen tüm parçalar eşit seviyede güzel ve pek çoğunun akılda kalıcı hoş melodileri var. Albümün en can alıcı kısımı ise açılış kısmındaki neredeyse ağlayacağını sandığım gitar solosu (ama niye sadece 27 saniye bu solo), ki bu solo her dinlediğimde beni sarsar. Kesinlikle çok içli. Mark Smit'in The Gates of Eternity şarkısında ilk defa sesini duyduğumuzda adamın garip telaffuzu insanı biraz şaşırtsa ve sesi sıradan gibi gelse de ardından gelen mükemmel gitar solosu tekrardan bu grupta çok iyi bir şeyler var dedirtiyor.

Grup yenetekli müzisyenlerde oluşmuş ve hepsi de işini oldukça iyi yapıyor. Şova kaçmıyorlar, gösterişten çok uzaklar ama bir o kadar da melodiler akılda kalıcı. Bıkmadan sıkılmadan 10, 20 hatta otuz kez arda arda dinlenebilir. Albümde en sevdiğim partisyonlar ise gitar ve flütün birlikte çaldığı kısımlar fakat bu durum o anki moduma göre değişiyor. Bu albüm bir bütün olarak dinlenmelidir. Parça parça dinlenince anlamı azalır. Bir kaç tur döndürdükten sonra ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bu albümü neo-progressive müzik ile ilgilenen herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

Podcast
Änglagard - Hybris (1992)
anglagard1
Anglagard İsveç'ten dinlediğim en teknik, profesyonel ve aynı zamanda da melodik gruplardan bir tanesi. Klavye ve gitar ile yön çizilen melodilere kendinizi kaptırıp gitmeniz çok fazla sürmüyor. Grup kesinlikle sıradan müzik dinleyicisine değil, müzikte komplekslik arayan progressive müzik dinleyicisine hitap ediyor. Grubu progressive metal olarak sınıflandırmama rağmen pek çok ölçüden aslında bir senfonik rock albümü olarak değerlendirilebilir. Grubun tüm elemanları tam manası ile enstrumanlarına hakim müzisyenlerden oluşuyor. Çoğunlukla enstrumantal şarkılardan oluşan besteler yan flüt armonileri ile besleniyor. Yan flüt kullanımı müziğe bir miktar folkorik bir hava da katıyor. Niacin, Brand X, Gordian Knot, Spastic Ink gibi gruplarla tanışmışsanız ve onları sevmişseniz bu albümü mutlaka edinmelisiniz. Anglagard'ın en iyi albümü ve kesinlikle bir klasik.

Albümde fikrimce en öne çıkan şarkılar Jordok ve Kung Bore. Özellikle Jordok dinlemeye doyamayacağım bir parça.

Podcast




Agalloch - Ashes Against The Grain (2006)
agalloch1
Agalloch hakkettiğinden daha az saygı gören bir Progressive Metal grubudur. Yaptığı müzik, Doom Metal, Black Metal esintileri içermekte ve bilmeyenlere örnek olması açısından Opeth ve Katatonia (yeni hali) ile benzerlik göstermektedir. Parçalarında devamlı bir melankoli içeren grup enstrumanlarını farklı kullansa idi bir art rock grubu olarak da rahatlıkla anılabilirdi. Grubun kariyerine başlayışı başarısız bir demonun ardından Pale Folklore adlı albüm ile olmuş türünde bir klasik halini almıştır.

Agalloch'un Pale Folklore'dan itibaren başlayan başarı çizgisi, 2002 yılında The Mantle ile artarak devam etmiş ve 2006 yılı albümü Ashes Against The Grain ile belki de şu anki zirvelerine ulaşmıştır. Doom, Black, Death, Progressive Metal türlerinin herhangi birisine ilgi duyan herkese şiddetle tavsiye edeceğim bir gruptur.

Podcast




Naglfar - Harvest (2007)
naglfar1
Naglfar, Marduk kadar tanınmasa da İsveç'in son yılların en çok dikkat çeken Black Metal gruplarından bir tanesidir. Süslü değil, gösterişsiz ama güçlü bir tarzları var. Naglfar kariyerlerinin başından beri hep aynı tarzı ve çizgiyi benimsemiş ve bu albümde de bir istisna yapmamıştır. 1990'ların sonunda bir kaç tane başarılı albüm yapmasına rağmen esas dikkatleri 2003 yılı albümleri Sheol ile çekmeyi başarmıştır. Ardından gelen Pariah(2005) ve 2007 Harvest albümleri de aynı kalitede başarılı albümlerdir.

Naglfar ve Harvest , doya doya klasik Black Metal dinlemek isteyen dinleyiciler için ideal ve tavsiye edilebilir bir grup ve albümdür.

Podcast






Neal Morse - Sola Scriptura (2007)
nealmorse1
Neal Morse Progressive Rock'ın efsanevi dehalarından bir tanesidir. Pop müzikte bir kariyer yakalamaya çalıştıktan sonra bu alanda büyük bir başarı elde edemeyeceğini anlayan Neal Morse Progressive Rock alanında çalışmaya başlamıştır. Spock's Beard adlı grubu ile çok sayıda albüme imza atmış klavyeci aynı zamanda bir super band olan Transatlantic grubunda da çalmaktadır. Neal Morse ayrıca solo kariyerinde de klasik olmaya aday başyapıtlar ortaya koymaktadır.

Neal Morse'un son iki albümleri One(2003) ve ?(2005) (Soru İşareti) çok büyük başarı elde etmiş ve Senfonik Progressive müzik alanında son yılların en iyi çıkışlarını yapmıştır. Solo albümlerinde bit temayı esas alan Neal, albümün pek çok yerlerinde bu temayı karşımıza koymaktadır. 2007 Sola Scriptura albümü de bu iki albümde yakaladığı başarıyı aynen devam ettirmesini hatta daha da ileriye götürmesini sağlamıştır. Neal Morse bir klavye virtüözü olmasının tüm nimetlerinden faydalanırken aynı zamanda vokalleri de kendisi yapmaktadır. Neal'ın sesini pek çok kişi sıradan, niteliksiz olarak betimleyebilir fakat bir süre sonra aslında gösterişten uzak, efektsiz ve temiz sesinin müziği oldukça iyi tamamladığını görebilirsiniz.

Sola Scriptura Progressive Rock/Metal dinleyen herkesin edinmesi gereken bir albümdür. Tereddüt etmeden satın alabilirsiniz.

Podcast
Threshold - Dead Reckoning (2007)
threshold1
Threshold ile tanışmam aslında oldukça geç oldu. Grup 1993'ten beri ard arda başarılı albümler çıkartmasına rağmen ben ancak grubu 7. albümleri Critical Mass ile tanıdım. Şahsi fikrimce Critical Mass, tam anlamıyla bir Progressive Metal başyapıtıdır. Round and Round, Falling Away, Avalon, Critical Mass gibi parçalar bu İngiliz grubu benim gözümde Dream Theater ile eşit seviyelere taşımıştır. 2007 yılı Dead Reckoning albümünde de benzer beklentiler içerisinde olmama rağmen maalesef yine hayal kırıklığı.

Dead Reckoning albümünde dinleyeni yakalayan ve uzaklara alıp götüren bir atmosfer maalesef yok. Güçlü overdrive ritm gitarlar ve sıradan temiz vokallerden başka çok fazla bulabileceğiniz bir şey de maalesef yok. Albümde en öne çıkan parça Safe To Fly. Öne çıkan dediğime bakmayın, bu parçaya bile ancak sıradanın ötesine gidebilen tek parça diyebiliriz. Diğer parçalar ise son derece sıradan ve bir Progressive Metal grubundan beklenecek niteliklerden yoksun.

Threshold ile tanışmak isterseniz veya gerçekten iyi Progressive Metal dinlemek isterseniz Threshold'un Critical Mass albümüne bakmalısınız. Bu albüm maalesef kariyerlerinde bir düşüşten ibarettir.

Podcast
Within Temptation - The Heart Of Everything (2007)
withintemptation1
İşte size tay-tay Gothic Metal albümlerinden bir tane daha. Within Tempation'ı ilk dinlediğimde bu grupta gelecek var demiştim ama maalesef yanılmışım. 2007 albümü The Heart Of Everything bence bir hayal kırıklığı. Grup kendisini tekrar etmekte ve bir pop grubuna dönüşmekte bir sakınca görmemiş ve içerisinde gothic denebilecek tüm öğeleri teker teker yok etmeyi başarmış.

Within Temptation'ın bu albümü güzel bir pop albümü olabilir ama overdriven gitarlar olmasa metal albümü denemez. Heavy Metal dinlemeye yeni başlayan arkadaşlarınıza öneriniz, sevgilinizle ilk randevunuzda fonda çalmasına izin veriniz, ama bu albümden büyük bir beklenti içinde olmayınız.

Bir pop albümü olmasına rağmen bazı parçalar sıradanlığın ötesine geçmeyi başarıyor özellikle koronun girdiği yerlerde mesela "Our Solemn Hour" gibi parçalarda grup eski tat ve dokusunu yakalamaya başlıyor belki ama yine de totalde şahsi fikrimce başarısız bir albüm.

Podcast'te bu albümde eski havayı yakaladığı nadir yerlerden bir dakikalık bir kesit sunuyorum.

Podcast
Stolen Babies - There Be Squabbles Ahead (2006)
stolenbabies1
Bence 2006 yılının en iyi albümü ve hayatımda gördüğüm en iyi debutlardan bir tanesi. Stolen Babies ilk albümü ile çok az grubun daha önce nail olduğu inanılmaz bir başarı yakaladı. Öncelikle grubu biraz tanıtalım. Kendi ağızlarından dile alındığında yaptıkları müziği quirky-Goth, prog-pop, metal, cabaret, punk, art-rock, thrash, industrial vb... vb... olarak tanımlıyorlar. Çok da haksız sayılmazlar tarif edilmesi oldukça güç bir müzik türü yapıyorlar ki ben buna kısaca enerji dolu diye hitap edeceğim. Grubun yayınlanmış ilk ve tek videosuna

http://www.youtube.com/watch?v=5GcZHxXTW90

adresinden ulaşabilirsiniz. Stolen Babies ilk dinlemede belki de çok özellikli nitelikli bir grup olarak gelmeyebilir ama ona bir şans daha verin ve 2-3 defa dinleyin, bağımlılık yapacağına emin olabilirsiniz. Albümde vasat denilebilecek tek bir şarkı olmadığı gibi ortalama denebilecek bir şarkı dahi yok.

Grubun vokalisti ve akerdeoncusu Dominique çok sevimli bir çıtır kız. Happy Bağırmadığı zamanlarda sesi yetişkin bir kadın sesi olabiliyor, hatta neredeyse kimi zaman Cranberries tarzı bir vokale dönüşüyor ama birden kız deliriyor ve bağırmaya başlıyor, vokal tarzı neredeyse Black Metal scream tarzına yakın, inanılmaz bir yetenek bu Dominique. Opera IX klonu sanmayın ki alakası yok, Çigan müziği çalarken birden akerdoenlarla sirk melodileri geliyor hemen ardından da tam gaz çift kros davul + distortion ve black vokalle devam edebiliyor. Bu kadar çeşitli müziği bir araya absürdlük olması için koymamışlar, her bir enstruman ve geçiş senkop kesinlikle bir amaca hizmet ediyor. Diyorum ya hayatımda dinlediğim en iyi albümlerden birisi. Gerçekten de benzerine pek rastlanamayacağına emin olabilirsiniz.

Bu kadar övdükten sonra bu albümü hala alayım mı almıyayım mı diye tereddüt ediyorsanız söyleyecek hiç bir şey bulamıyorum. Hayatımda dinlediğim en iyi gruplardan birisi işte daha ne söyliyeyim.


Podcast
Dimmu Borgir - In Sorte Diaboli (2007)
dimmu1
4 yıllık aradan sonra nihayet Dimmu Borgir yen bir albüm yaptı ve Nisan 2007'de yayımlanacak olan bu albüm bugün elime ulaştı. Albümü herkesten önce dinlemenin verdiği tarifsiz zevk ile sizlere bu satırları yazıyorum. Dimmu Borgir'i nasıl bilirsiniz bilmem ama ben bu adamlara kesinlikle bayılıyorum. Black Metal fanlarının büyük bir kısmının Dimmu Borgir'i fazla ticari bulduğunu, hatta bu grubu lamer olarak nitelendirdiğini biliyorum fakat adamlar kim ne derse desin bu müziği en üst kalitede yapıyorlar.

Dimmu Borgir, Black Metal'i kesinlikle Tru Metal denilen işlenmemiş katıksız hali ile yapmıyor. Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıyor, klavye melodilerinde veya clean vokalde zaman zaman yumuşamaktan korkmuyor, sahne şovlarında ise zaten şova yönelik bir müzik türünü en iyi şekilde icra ediyorlar. Bu sektörde Cradle of Filth le birlikte en iyi parayı kazanan gruplardan birisi. Hepsinden güzeli Cradle of Filth gibi cıvıtmadan bu işi yapıyorlar.

Tüm şarkıların ismi "The" ile başlayan 2007 tarihli albümü dinlediğim ilk dakikadan itibaren bu gruba hayranlığım bir kat daha arttı. Marş gibi bir melodi ile açılışı yapıyorlar ve ardından da inanılmaz bir davul ritmi ve çift kros ile sizi resmen alıp götürüyor. Clean vokaller yine var, ve bu temiz vokallerin müziğe yeni bir boyut katmada büyük faydası olduğuna inanıyorum.

Bu albüm bir önceki albüme (Death Cult Armegeddon) çoğunlukla daha sert, Shagrath her albümünde vokal tarzına yeni özellikler eklemesi ile kendisini sürekli geliştiren bir vokalisttir. Bu albümde de gitar davul klavye üçlüsü tam gaz giderken arka planda geniş bağırtılar (Death tarzına daha yakın) ile tarzını süslemeyi yine de bilmiş. Dimmu Borgir'ı benzerlerinden ayıran en önemli özellik klavye partisyonları ise yine her zamanki gibi efsane. Davulcu için söylenecek tek bir söz bile yok. Bunu yapan insan olamaz Happy

Uzun lafın kısası Dimmu Borgir yine yapacağını yapmış. Gerçekten 10 numara bir albüm ortaya koymuş. Son derece sert, yenilikçi, güçlü ve mesajını kesinlikle veren bir albüm. Dimmu Borgir fanatikleri zaten bu albümü kaçırmayacaklar kesinlikle ama Black Metal'e ön yargı ile yaklaşan kişilere de kesinlikle tavsiye edeceğim son derece başarılı bir yapıt.

Podcast
Manowar - Gods Of War (2007)
manowar1
Manowar pek çoğumuz için çok özel bir yere sahiptir. 1970 - 1980 arası doğmuş jenerasyonun ciddi bir kısmının Heavy Metal ile tanışması bu efsanevi grubun Kings of Metal albümü ile olmuştur. "Grandfather tell me a story" dediğimiz günleri ne çabuk unuttuk değil mi? Manowar 2007 yılında halen daha eskisi kadar sağlam ve ayakta. Gods of War ile Manowar gerçekten de yine inanılmaz bir albüm yaptı...

Albümün ilk iki parçası intro niteliğinde. Intro dediğime bakmayın, yaklaşık 10 dakika sürüyor bu giriş aşaması. Artık ne olacaksa olsun hani nerede gelişme aşaması diyor insan bir süre sonra ama ardından gelen King of Kings her zamanki Manowar, gitar ve davul riff'leri bir Hail and Kill havası hissettirse de bu kesinlikle kendilerini tekrarladıkları anlamına gelmiyor. King of Kings'in ardından yine bir Manowar klasiği klise korosu ile Army of the Dead geliyor. albümde 7. parça Blood Brothers ise yine mükemmel bir Manowar ballad'ı. Kesinlikle dinlenmesi gerekli diyorum.

Kuzey kültürlerinden ciddi esinlenilmiş bir albüm Gods of War, ki bu albümün isminin yazılışından da belli oluyor ve pek çok şarkı da İskandinav Tanrısı Odin hakkında. Bu parçalardan bazıları Overture to Odin, Blood of Odin, Sons of Odin Happy Bilirsiniz bu kas yumakları bir konuya taktı mı takar özellikle de kan, kral, kardeş, zafer kelimelerinin geçmediği parçaları yok gibidir. Şarkı sözleri komik olsa da Manowar Manowar'dır ve bu adamlar bu işin en iyilerindendir. Bu albüm ise kariyerlerinde bir gerileme olmadığı gibi kesinlikle iyi bir adımdır. Manowar seven veya bir zamanlar sevmiş olan herkesin bu albümü edinmesi gerektiğini düşünüyorum.

Podcast
Finntroll - Ur Jordens Djup (2007)
finntroll1
Finlandiya'dan Troll ve Goblin hikayeleri anlatan Yüzüklerin Efendisi ile bir miktar kafayı sıyırmış bir grup. Ensiferum ile benzer yanları oldukça fazla fakat bu grupta bir miktar daha fazla halk müziği etkisi almak mümkün. Klavye kullanım tarzları Black Metal grubu hissi uyandırmasına karşın grup yine de death vokalli Power Metal üzerine Fin halk müziği sosu olarak tanımlanabilir. 2007 tarihli Ur Jordens Djup dinlenmesi eğlenceli bir albüm. Black Metal tarzı klavye partisyonlarının Finntroll'ü Ensiferum'dan bir kaç adım öteye götürdüğünü rahatlıkla söyleyebilirim.

Ur Jordens Djup albümünde Nedgang, Sang gibi albümler öne çıkıyor fikrindeyim. Albümün bence en ilginç şarkısı ise "En Maktig har". Şarkı başladığında sanki bir çizgi film melodisi gibi bir havaya sahip ve aksak ritmi ile overdrive gitarlar girdiğinde hoş bir enstantane oluşturuyor.

Şahsen bu albümün başarılı bir albüm olduğunu düşünüyorum. Folk Metal'e yeniyseniz ve bu tarz ile tanışmayı düşünüyorsanız kesinlikle başlamak için gayet iyi bir seçim.

Podcast



Ensiferum - Victory Songs (2007)
ensiferum1
Fikrimce, Folk Metal aslında bir miktar uydurma bir terminoloji. Nedir derseniz, halk müziği ezgileri ile süslenmiş trash/death metal arası bir tarz. Ensiferum ise bu tarzın en klişe örneklerinden birisi. Oldum olası Folk Metal'e karşı biraz soğuk olmama karşın Ensiferum dikkatimi çekmeyi başarmış nadir gruplardandır. Victory Songs ise grubun 2007 yılı tarihli en son albümleri. Bu albümde yine grup bence aynen Children Of Bodom gibi Death vokal ile Power Metal yapıp üzerine de halk müziği ezgilerinden sos serpiştirmiş. Sonuçta ortaya kimi yerlerde banal olduğunu düşündüğüm ucube bir tarz çıkmış.

Hemen hemen tüm şarkılar aynı havada. Klasik gitar, yan flüt, klavye süslü bir iki melodik partisyonun ardından gümbür gümbür power metal üstüne death vokal ortada bir yerde şarkı duruluyor ve yine başlangıçtaki melodiye benzer bir melodi çalıyor ve yine gümbür gümbür power metal ile şarkı sonlanıyor. Bu klasik tarz ile Ensiferum artık kendisini tekrar etmeye başladı diye düşünüyorum. Albümde bir tane bile kayda değer gitar solosu olmaması da bence albümün diğer eksi yanlarından.

Sonuç olarak eğer Power Metal, Children Of Bodom hayranı iseniz veya Heavy Metal'de yeni bir şeyler dinlemek istiyorsanız bu albüm size değişik tatlar sunabilir ama dinlemenin çok da elzem olmadığı fikrindeyim.


Podcast
Dark Tranquillity - Fiction (2007)
darktranquillity1
Dark Tranquillity, In Flames ile birlikte İsviçre'den çıkmış en iyi Melodik Death Metal gruplarından birisidir. Kariyerlerinde hep bir tarza sadık kalmış ve kariyerlerinin en başından beri çok az değişim göstermiştir. 2007 tarihli albümleri Fiction da bir istisna değildir. Albümün ilk bir dakikasını dinledikten itibaren "evet bu yine aynı Dark Tranquillity" diyorsunuz. Clean vokale diğer albümlerinden daha az rastlanmasına rağmen Dark Tranquillity yine melodik ve yine çok kaliteli.

Dark Tranquillity geçmişte çok daha başarılı albümlere imza atmıştır. Şahsen The Gallery, Skydancer gibi albümlerin çok daha kaliteli albümler olduğunu düşünüyorum. Geçmiş albümlerinde bir miktar Iron Maiden'ın çift gitar tekniğinin death vokalleri ile süslenmiş hali havası vermekteyken son albümlerinde, özellikle de 2005 tarihli Character albümü ve 2007 Fiction albümlerinde artık kendine has ve biraz daha farklı bir tarza geçiş yaptığını düşünüyorum. Bu yeni tarza geçişin ilk sinyallerini verdiği Projector albümünde ise Auctioned tam anlamı ile bir klasiktir.

Sonuç olarak Fiction yine kaliteli bir Dark Tranquillity albümü fakat kariyerlerinin ilk abümlerindeki sizi alıp götüren melodilerden yoksun. Her halikarda arşivinizde bulunmasını önerebileceğim bir albüm. Eğer Dark Tranquillity ile yeni tanışacaksanız The Gallery albümünü şiddetle tavsiye ederim.


Podcast
Tristania - Illumination (2007)
tristania1
Tristania, gothic metal arenasının en güçlü ve doyurucu müziğini yapan gruplarından birisidir. Özellikle en büyük yükselişlerini 1999 yılı Beyond the Veil albümü ile yapan grup bu albümün ardından grubun karakteristiğinde önemli katkıları olan Morton Veland(gitar/vokal)'in gruptan ayrılması ile bir miktar kan kaybetti fakat kendisini toparlaması çok da uzun sürmedi. Grup 2001 World Of Glass albümünde Beyond the Veil'den bir miktar farklı, daha melodik, daha az brutal vokal içeren bir albüm yaptı ve yeni çizgisini ortaya koydu. Tristania her zaman kalitesini korumayı bilen nadir Gothic Metal gruplarındandır.

2007 tarihli Illumination albümü ile tekrardan karşımıza üst kalitede bir albümle çıktı Tristania. Grubun çekici bayan vokali Vibeke Stene kariyerinin en üst sınıf vokallerinin bazılarını bu albümde sergiliyor. Öne çıkan şarkılardan bazıları The Ravens, Destination Departure olarak sayılabilir fakat albümün tüm şarkılarından benzer bir kalite olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hiç sıkılmadan ard arda dinlenebilecek bir albüm.

Albümün tamamlanmasının hemen ardından bayan vokalist Vibeke Stene'nin kişisel sebeplerden gruptan ayrılmış olması Tristania hayranları için üzücü bir haber oldu. Tristania şu anda konsere çıkabilmek için yeni bayan vokalist arayışı içerisinde.

Podcast