24 June 2007
Running Wild - Death Or Glory (1989)
runningwild1
İşte cover sahne kariyerimin başladığı albüm ve şarkı Happy Albümün açılış şarkısı Riding The Storm beni o kadar çok etkilemiştir ki 1991 yılında yapılan okul müsamerisinde bu Power Metal parçasını sadece bir Casio org ile bütün okulun önünde seslendirme medeni cesaretini göstermemi sağlamıştı. O anda izleyenler benim hakkında ne düşündü bilmiyorum ama ben yaptığım işten çok haz aldığıma eminim. Running Wild bu albümü ile benim çocukluğumu, gençliğimi ve ardından geçen çok yılımı etkilemiş, müzik zevkimin oluşmasını sağlayan gruplardan birisi olmuştur.

Running Wild, yeni jenerasyon Metal dinleyicileri tarafından bilinmeyen fakat eskiler tarafından yüksek saygı ve sadakatle anılan oldukça kaliteli bir Power Metal grubudur. Hatta bu müzik türünün oluşmasında ve olgunlaşmasındaki katkılarını küçümseyemeyeceğimiz bir gruptur. Deri ceketler ve kabarık saçlarıyla 1980 ve 1990'ların başarılı grubu kariyerine Death Metal'e daha yakın bir tarzda başlamış fakat Power Metal'e dönüşümünü 1989 yılında yayınlanmış Death or Glory albümü ile tamamlamıştır. 1989 öncesi albümlerinden 1985 albümü Branded And Exiled içerisinden Mordor ise grubun kalitesini erken döneminden belli eden üst kalitede bir parçadır.

Albümün açılış şarkısı Riding The Storm benim için tam bir klasiktir. Distortion gitarın bu kadar melodik ve aynı zamanda bu kadar güçlü çalınabildiğini 1980'lerde bana gösteren çok başarılı bir parçadır. Albümün 6. parçası Marooned ise albümün belki de en başarılı parçasıdır. Gitar, vokal, davul hepsi tam bir uyum içerisinde kusursuz bir şarkıdır. Bu albümün kapağını da çok severim.

Running Wild, Death Or Glory Heavy Metal dinliyorum diyen herkesin arşivinde bulunması gereken bir başyapıttır. Mutlaka edininiz.


Podcast
Helstar - Nosferatu (1989)
helstar1
Şöyle bir baktım da yeni albümlere ağırlık verirken eski klasikleri ihmal eder olmuşum. Helstar (tek L ile) 1980'lerin az bilinen, hakkını bulamamış en başarılı gruplarından birisidir. Ben bu grupla 1989 albümleri Nosferatu ile tanıştım. Albüm ilk dinlediğim andan itibaren kalbimi fethetmiş bir klasiktir. O döneme kadar hiç bugün Power Metal dediğimiz müzik türünü dinlememiştim. Helstar'ın gitar riffleri bas ve davul tarzı bana bambaşka bir yön vermiş ve gruptaki enerjiyi iliklerime kadar hissetmiştim. Aradan tam 18 sene geçmiş olmasına rağmen bu albümü dinlediğimde halen daha aynı gücü ve tutkuyu hissediyorsam bu albümde mutlaka farklı bir şeyler olmalı.

Nosferatu, Yunanca nosophoros, yani veba taşıyıcı kelimesinden gelmektedir. Camarilla birliğine dahil olan 7 vampir klanından birisi olup 1921 yılında çekilip 1922 yılında yayınlanmış dünyanın ilk korku filmlerinden birisinin ismidir. Nosferatu, vampirler arasında en çirkin olanıdır, uzun tırnakları ve korkutucu yüzüyle insanlara dehşet salar. Kont Drakula'ya benzemez. Kesinlikle çekici cezbedici değildir. Dobra dobradır. Çok çirkindir ve bu çirkinliğini saklamak zorunda değildir. Bu sessiz film karakteri zamanında film endüstrisinde kendisinden sonra çekilecek vampir filmlerine bir ilham kaynağı olduğu gibi müzik endüstrisinde de çok defa ele alınmış çekici bir konudur.

Helstar'ın Nosferatu albümünün ilk iki parçası özellikle albümün en vurucu şarkıları. Rhapsody In Black ve Baptized In Blood adeta birer marş niteliği taşıyor. Gitar riffleri ve davul ritimleri günümüz Metal müziğinde sıradanlaşmış olsa da 1980'ler için oldukça yenilikçi ve çok farklı bir tarzdı. Vokalist James Rivera'nın sesi aslında çok nitelikli olmasa da grubu sürükleyen kuvvettir. Özellikle ilk iki şarkıdaki performansı ile göz doldurur.

Helstar'ın ilk albümü olan Burning Star'ı(1984) bugüne kadar dinleme imkanım olmamasına rağmen, pek kişi tarafından en az Nosferatu tarafından iyi bir albüm olduğu söylenmektedir. Ben bilmiyorum, söyleyenlerin yalancısıyım. Bendeki diğer albümü olan Remnants of War(1986) ise maalesef Nosferatu'daki o eşsiz keyfin yakınından bile geçmeyen başarısız bir albümdür. Gerçi Nosferatu albümü Remnants of War albümünden sonra kaydedilmiş ve bence gruba esas zevkini veren gitar rifflerindeki kalite artışı da Remants of War albümünden sonra gelmiştir. Bu farkı da kuşkusuz Andre Corbin yaratmıştır.

Helstar Nosferatu, Heavy Metal (özellikle Power Metal) dinliyorum ve bu işe yıllarımı verdim diyen herkesin kuşkusuz dinlemesi gereken bir klasiktir. Temin etmeniz çok kolay olmasa da eğer imkanınız olursa mutlaka edinmenizi öneririm.

Podcast
Nuclear Assault - Survive (1988)
nuclearassault1
Arşivimi karıştırırken çok sevdiğim ama uzun zamandır ihmal ettiğim bir albüme rastladım. Bir özür niteliğinde de buraya da hakkında bir review koymak istedim. Nuclear Assault, Danny Lilker tarafından Anthrax'tan ayrıldıktan sonra kutulmuş ve 1980'lerin klasik Thrash Metal'ini en iyi yorumlayan gruplardan birisi olmuştur. Gümbür gümbür bass melodileri üzerine bol mi teli kasılarak yapılan cangır cıngır Trash Metal gruplarından farklıdır. En belirgin fark pek çoklarının gıcık, fakat benim çok yaratıcı bulduğum John Connelly'nin vokal tarzıdır. Grubun ilk albümü 1986 yılında çıkan Game Over ve 1988 albümü Survive, pek çokları tarafından birer Thrash Metal klasiği olarak adlandırılmaktadır.

Şu anda bu albümü tekrar dinlerken John Connelly'in vokalindeki tarzın ne kadar farklı ve yaratıcı olduğunu tekrardan farkediyorum. Adam sanki ağzında lokma varmış gibi konuşuyor ve bu esnada da gırtlağını çok başarılı bir şekilde kullanarak doğal olmayan ama bu adamın ağzından doğalmış gibi çıkan ilginç bir tarz sunuyor bizlere. Gitarlar ise tam gaz, çok hızlı ve melodik. Sololar ise 1980'lerin ne kadar gürültülü o kadar iyi tarzını bize çok iyi sunuyor. Bu grubun ayrıca bass gitar tonlarına da hayranım. Cıngıl cıngıl rahat duyulan oldukça güçlü altyapı sunuyor bize Glenn Evans'ın davullarının üzerine.

Survive ve Game Over albümleri birer Nuclear Assault ve Thrash Metal klasikleridir. Eğer Heavy Metal seviyorum diyorsanız arşivinizde yer almasından gurur duyacağınız birer albümdür. Mutlaka edinin.

Podcast