Neo Progressive
Quidam - Quidam (1996)
quidam1
1990'ların progresive musiği etkisinde yeni ve keşfedilmemiş bir grup arıyorsanız Polonya'lı Quidam'ı da listenize ekleyiniz. Marillion ve Camel etkisi hissedilen Quidam, armoni ve aranjmanları klavye, flüt, obua ve telli enstrumanlar ile gayet başarılı bir şekilde birleştirmeyi beceriyor.

Neo progressive müziğin klasik gitar çalma tekniklerinin rahatlıkla hissedilebildiği Quidam, klavye ve üflemeli çalgılarla gerçekten büyük uyum gösteren bayan vokali ile orkestral bir havaya bürünüyor. Quidam, IQ, Camel, Abraxas gibi grupların arasından başarılı bir Neo-progressive grubu olarak sivrilmeyi rahatlıkla başarıyor.

Quidam'ın self-title albümü aynı zamanda grubun debut'ı. Aynı zamanda kişisel fikrimce en iyi albümleri. Takip eden 7 albümünde aynı başarıyı yakalayamayan grubun bu albümünün her neo-progressive hayranı için çok güzel bir yeni grup olacağı fikrindeyim. Albümün açılış şarkısı Sanktuarium bence albümün en başarılı parçası. Oldukça karanlık bir atmosfere sahip ve melankoli içeren bir albüm. Bayan vokalin ne dediğini anlamasak da Happy çok içli bir şeyler söylediği belli oluyor. Albümdeki diğer parçalar da açılış şarkısındaki başarıyı geriye götürmüyor.

Podcast




Knight Area - The Sun Also Rises (2004)
knightarea1
Albümün kapağını eline aldığınızda, "vay canına çok iyi bir albüme benziyor" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Gerçekten de üzerine çalışılmış bir havası var. Aslında bu albümün üzerinde tam 20 yıl çalışıldığını öğrendiğimde de ayrıca şaşırdım. Albümdeki bestelerin hazırlanması ve elimizde tuttuğumuz kapaklı CD halini alması tam 20 yıl almış ve bu anlamda bir dünya rekoru kırmış olabilir. Eh haliyle 20 sene uğraşınca da ortaya ortalamanın oldukça üzerinde bir kalite çıkmış.

Albümdeki hemen hemen tüm parçalar eşit seviyede güzel ve pek çoğunun akılda kalıcı hoş melodileri var. Albümün en can alıcı kısımı ise açılış kısmındaki neredeyse ağlayacağını sandığım gitar solosu (ama niye sadece 27 saniye bu solo), ki bu solo her dinlediğimde beni sarsar. Kesinlikle çok içli. Mark Smit'in The Gates of Eternity şarkısında ilk defa sesini duyduğumuzda adamın garip telaffuzu insanı biraz şaşırtsa ve sesi sıradan gibi gelse de ardından gelen mükemmel gitar solosu tekrardan bu grupta çok iyi bir şeyler var dedirtiyor.

Grup yenetekli müzisyenlerde oluşmuş ve hepsi de işini oldukça iyi yapıyor. Şova kaçmıyorlar, gösterişten çok uzaklar ama bir o kadar da melodiler akılda kalıcı. Bıkmadan sıkılmadan 10, 20 hatta otuz kez arda arda dinlenebilir. Albümde en sevdiğim partisyonlar ise gitar ve flütün birlikte çaldığı kısımlar fakat bu durum o anki moduma göre değişiyor. Bu albüm bir bütün olarak dinlenmelidir. Parça parça dinlenince anlamı azalır. Bir kaç tur döndürdükten sonra ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bu albümü neo-progressive müzik ile ilgilenen herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

Podcast